03.04.2026
CHP PARTİ SÖZCÜSÜ ZEYNEL EMRE:
“AK PARTİ DEMEK SİLİVRİ CEZAEVİ DEMEKTİR!”
“YA AK PARTİ’YE KATIL YA İÇERİ ATIL ŞİARIYLA HAREKET EDİYORLAR!”
“HANGİ HÂKİM SAATTE 1190 SAYFA OKUYUP KARAR VEREBİLİR?”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, 18 tutuklunun tahliyesinin buruk sevincini yaşadıklarını belirterek, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in gözaltına alınmasını “19 Mart darbesinin devamı” olarak nitelendirdi.
Emre, “Hukuk ve ekonomi birbirini besler; AKP hukuku öyle bir hale getirdi ki ekonomi de çöktü. 28 milyon yurttaşın iradesi kayyumlarla gasp edilmiştir” dedi.
Yargılama sürecindeki matematiksel imkansızlıklara ve Türkiye'nin yolsuzluk endeksindeki büyük düşüşüne dikkat çeken Emre, “Hakimlerin hiç uyumadan saatte 1190 sayfa okuyarak karar vermesi imkansızdır; Türkiye yolsuzluk algısında Cibuti ve Nijer seviyesine geriletilmiştir” ifadelerini kullandı.
CHP Sözcüsü Emre, Silivri Dayanışma Merkezi’nde gerçekleştirdiği basın toplantısında şunları söyledi:
“HUKUK İYİYSE EKONOMİ DE İYİDİR”
Değerli basın mensupları, kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün yine Silivri Dayanışma Merkezinden sizlere sesleniyoruz. Burada dün itibariyle gerçekleşen duruşmada 18 tutuklu tahliye oldu. Elbette bu tahliyeler sevindirici. Bununla birlikte bizim sevincimiz burada buruk. Üzüntümüz devam ediyor. Çünkü başta Sayın İmamoğlu olmak üzere belediye başkanı arkadaşlarımız, bürokrat arkadaşlarımız haksızca özgürlüklerinden mahrum bırakılmaya devam ediyorlar.
Biz tabii önce şunu ifade edelim. Bir ülkede, bir ülkenin nasıl, hangi durumda olduğunu anlamak istiyorsanız iki temel başlığa bakmanız lazım. Ekonomi ve hukuk. Bunlar birbirini besleyen başlıklardır. Eğer bir ülkede hukuk iyiyse ekonomi de iyidir. Ekonomi iyiyse hukuk da iyidir. Diğer başlıklar, diğer alanlar da bu iki başlık iyiyse kötü olma ihtimali çok düşüktür. Biz de maalesef çeyrek yüzyıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı hukuku öyle bir hale getirdi ki ekonomik olarak da çok kötü durumdayız ve bununla birlikte de ülkemizde eğitim, sağlık gibi birçok başlıkta geri kalmış durumdayız. Durmadan övünüyorlar. Tek bir şeye odaklanmış durumdalar. Efendim ne olursa olsun iktidarda kalmak. İktidarda kalsınlar da gerisi ne olursa olsun. Ülke batmış mı, hukuk yerlerde mi sürünmüş, insanlar mağdur mu olmuş? Bu asla Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarın gündeminde değil. Durmadan da övünüyorlar. Diyorlar ki biz yol yaptık, köprü yaptık, havaalanı yaptık. Doğru yaptınız ama 100 liralık işi 500 liraya yaptınız. Ya sonuçta hayat durmuyor.
“ADALET VE KALKINMA PARTİSİ, SİLİVRİ CEZAEVİ DEMEKTİR”
Bütün Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca gelen iktidarlar muhakkak bir şeyler yapmışlardır. Burada bakmamız gereken hukuka, ekonomiye, usule uygun bir şekilde yapıp yapmadığınız. Gelinen noktada Adalet ve Kalkınma Partisi parti devleti olma hüviyetine haiz bir hale gelmiştir ve yargıyı da kendi partisinin bir uzantısı haline getirmiştir. Geldiklerinden beri sürekli Silivri cezaeviyle anılan bir iktidardır. Adalet ve Kalkınma Partisi Silivri cezaevi demektir. Geçmişte FETÖ ile işbirliği içerisinde kol kola birlikte burada binlerce insanı mağdur ettiler. Acılar yaşattılar. İnsanlara haksız yere eziyet ettiler. İnsanların ekmeğiyle oynadılar. Zindanlarda çürüttüler. Sonra da aralarında ganimet paylaşımı söz konusu olunca, burada kavga çıkınca da özür dilediler. Allah affetsin dediler. Ama o gün yapılan hatalardan ders çıkarmadılar. Bağımsız ve tarafsız bir yargı düzeni yerine kendi ne kadar partili avukat varsa hakim savcı yaptılar, yargıyı tamamen ele geçirdiler ve bu kapsamda da iktidardan gitmemek için yargıyı partimize ve partimizin seçilmişlerine karşı haksız ve hukuksuz bir şekilde kullanmaya devam ediyorlar.
“HİÇ KİMSE CHP’YE YÖNELİK YAPILAN OPERASYONLARIN HUKUKİ OLDUĞUNA İNANMIYOR”
Tabii insan burada tabii inanmak istemiyor. Yani acaba bu Adalet ve Kalkınma Partililer sokakta yürüdüğünde, yöneticiler vatandaşla sohbet ettiğinde insanların sorunlarına karşı nasıl cevap veriyorlar? Yaşattıkları bu hukuksuzluğa, eşitsizliğe karşı ne söylüyorlar? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak direnmeye devam edeceğiz ve diyoruz ki; bugün Türkiye'de hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik yapılan operasyonların hukuki olduğuna inanmıyor. Bunun siyasi olduğunun bilincinde herkes ve biz bir adım geri atmadan mücadelemize devam edeceğiz. Ne yapacaksınız bu durumda? Baskı rejimini devam ettirmek için daha fazla Cumhuriyet Halk Partiliyi mi tutuklayacaksınız? Daha fazla gazeteci mi tutuklayacaksınız? Daha fazla akademisyen mi tutuklayacaksınız? Bütün belediyelerimize operasyon mu yapacaksınız? Her itiraz edeni Silivri'ye mi göndereceksiniz? Ne yapacaksınız? Cumhuriyet Halk Partisi'nin karda, soğukta, sıcakta yaptığı o yüzlerce mitinge, eyleme gelen milyonlarca vatandaşı mı tutuklayacaksınız? Herkesi cezaevine mi atacaksınız? Biz görüyoruz ki bu iktidar daha fazla hukuksuzluk yapmaya devam edecek ama Cumhuriyet Halk Partisi de milletle birlikte direnmeye devam edecek. Biz de geri adım atmayacağız. Adalet ve Kalkınma Partisi kendi yarattığı hukuksuzluk ortamında bu ortamın sonucu halkın iradesiyle sandıkta eriyip gidecek. Yok olacak. Yok olmak zorunda.
“YILLAR ÖNCEKİ İDDİALAR GEREKÇE GÖSTERİLEREK MUSTAFA BOZBEY’İ CEZAEVİNE GÖNDERMEK TAM OLARAK DARBEDİR”
Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta burada Sayın Mustafa Bozbey Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız bir açıklama yaptı. Bu stantta haksız bir şekilde tutuklanan arkadaşlarımızla ilgili dayanışma duygusunu ifade etti ve üzerinden iki gün geçtikten sonra Sayın Bozbey, eşi, çocukları, ailesi, yakınlarıyla birlikte gözaltına alındı. Bu tabii 31 Mart 2024 seçiminde halkın iradesiyle birinci parti olan Cumhuriyet Halk Partisini ve milletin verdiği yetkiyi tanımama ve milletle kavga etme görüntüsünün bir devamıdır. Önce Esenyurt Belediyemizde başladı. Oraya kayyum atadılar. Devamında 19 Mart darbe süreci ve bugüne gelinceye kadar sürekli Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik operasyonlar devam etti. Tam da 31 Mart'ta, 31 Mart zaferinin yıldönümünde Bursa Büyükşehir Belediye Başkanının gözaltına alınması çok manidardır. Çünkü Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımız cezaevine atılmadan birkaç ay öncesinden itibaren Adalet ve Kalkınma Partisi'ni destekleyen medya ve birçok çevre tarafından CHP'den istifa edecek ve AK Parti'ye katılacak yönünde propaganda yapılan, bu esnada da kendisinden övgüyle bahsedilen bir isimdi. Sayın Bozbey, 2019 yerel seçiminde Cumhuriyet Halk Partisi'nin Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu. Seçimleri kıl payı kaybetti. Buna karşın pes etmedi. 5 yıl boyunca çalışmaya devam etti ve önemli bir farkla Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin Cumhuriyet Halk Partisi'nin olmasına büyük bir katkı sağladı ve belediye başkanlığı seçimini kazandı.
Şimdi değerli arkadaşlar, “ya AK Parti'ye katıl ya içeri atıl” şiarıyla hareket eden AK Parti, baskı ortamının sonucunda Bozbey'i çok istedi. Nasıl ki Sayın Bozbey benim yuvam Cumhuriyet Halk Partisi dedi ve kararlıkta durdu bu operasyon gerçekleşti. İşte burada bir yolsuzluk olduğuna yönelik 7 - 8 yıl önceki iddialar gerekçe gösterilerek seçilmiş Bursa gibi Büyükşehir'in yetkili belediye başkanını cezaevine göndermek tam olarak darbedir. 19 Mart darbe girişiminin devamıdır. Halkla inatlaşmaktır. Ve biz sadece kendi partimize yönelik haksızlıklar, hukuksuzluklardan bahsetmiyoruz.
“EN SON YEREL SEÇİMDEN SONRA 33 BELEDİYEYE KAYYUM ATANDI, BU DARBEDİR”
Bakın kıymetli yurttaşlarımız, en son yerel seçimden sonra 33 belediyeye kayyum atandı. Görevden el çektirildi. Ve bu belediyelerin toplam nüfusuna baktığımızda 28 milyon insanın yaşadığı bir nüfustan bahsediyoruz. Yani Türkiye'nin üçte biri olan bir nüfusta halkın yaşadığı yerde seçilmiş irade görev başında değil. Bu darbedir. Bu gasptır. Dolayısıyla Sayın İmamoğlu'nun bizim nezdimizde tek suçu 2019'da Sayın Erdoğan'ı yenmektir. Bakın orada Sayın Erdoğan seçim sonucunu tanımadı. Tekrar edilen seçimde bir daha yendi. 5 yıl boyunca engellemeye çalıştılar. Karalama kampanyası yaptılar. 2024 yılı gelince bu iktidarın tüm bakanları İstanbul'un sokaklarında Ekrem İmamoğlu'nun ne kadar kötü bir yönetici olduğunu, kendi adaylarının, Murat Kurum'un ne kadar iyi yöneteceğini söylediler. Büyük bir farkla, ezici çoğunlukla 2024 seçimi de kazanıldı.
“BUYURUN GETİRİN SANDIĞI, HANGİ GÜN İSTERSENİZ DERHAL O SEÇİMİ YAPALIM”
Şimdi geçtiğimiz günlerde hayret eder insan. Sayın Erdoğan çıkmış, bütün bunlar ortadayken diyor ki “Cumhuriyet Halk Partisi millet iradesine saygı göstermiyor.” Cumhuriyet Halk Partisi millet iradesine saygı göstermiyor. Erdoğan'ın söylediği bu. İnanılır gibi değil. Sanki bütün bu darbe süreçlerini biz yapmışız gibi, halk iradesini biz çiğnemişiz gibi bugün de böyle bir söylemle karşımıza geliyor. Diyoruz, buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz. Buyurun getirin sandığı. Hangi gün isterseniz derhal o seçimi yapalım. Görelim bakalım Cumhuriyet Halk Partisi mi sandıkta birinci çıkıyor, siz mi birinci çıkıyorsunuz? El koyduğunuz belediyelerde daha büyük farkla Cumhuriyet Halk Partisi seçimi kazanıyor mu kazanmıyor mu? Buyurun halkın hakemliğine gidelim.
“TAYFUN KAHRAMAN VE ANAYASA MAHKEMESİ KARARI”
Şimdi kıymetli yurttaşlarımız bakın, her gün bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalıyoruz. Bizim kendi arkadaşlarımızın ve partimizin durumundan bahsetmeden evvel bir noktaya daha temas edeceğim. Şimdi burada Silivri'de çok kıymetli bir şehir plancısı Tayfun Kahraman 4 yıldır cezaevinde ve kendisiyle ilgili ikinci kez dün itibariyle Anayasa Mahkemesi bir kez daha hak ihlali kararı verdi. Yaşadığı durumun hukuksuzluğuna işaret etti ve anayasanın 148. maddesinde güvence altına alınan bireysel başvuru hakkı ile anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Ve bakın böylesine bir ortamda mecliste oturulup yazılan raporda milli birlik kardeşlik komisyonu raporunda birçok kereler işaret edildiği gibi, bütün partilerin altını çizdiği gibi Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıyken bu kadar açık ikinci bir karar varken kimsenin bu kararı tanımamazlık lüksü yoktur.
Tayfun Kahraman bir an evvel tahliye edilmelidir. Ciddi sağlık sorunları vardır. Kızı Veray'a ve ailesine kavuşmalıdır. Bu hukuksuzluk da artık burada son bulmalıdır. Bu çağrıyı buradan bir kez daha söyleyelim. Bir yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararını tanımama lüksü yoktur. Hakkı yoktur. Bu suçtur. Anayasa Mahkemesi kararları yasamayı, yürütmeyi, yargı organlarını kapsar. Açıkça bu anayasada yazar. Dolayısıyla biran evvel tahliye olmasını talep ediyoruz.
“İMAMOĞLU'NU SUSTURMAK İÇİN CEZAEVİNE KOYDUNUZ, SUSMADI; SUSMAYACAK DA”
Kıymetli yurttaşlarımız, Sayın İmamoğlu'na yönelik bir yıldır durmadan soruşturmalar ve davalar açılıyor. Geçtiğimiz hafta başında da yine bir başka davada sanık olarak hakim karşısındaydı. Neydi o dava? Efendim bilirkişiye yönelik hakaret, tehdit, hedef gösterme, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, yargıyı etkilemeye teşebbüs suçları. Biz o zaman dedik ki teknik olarak bir defa Sayın İmamoğlu'nun söyledikleri de bir suç olmadığı gibi teknik olarak da bu söylediğiniz suçların faili olamaz. Çünkü ilgili bilirkişi raporunu çoktan vermiş. Sayın İmamoğlu ile ilgili tüm soruşturmalarda neredeyse aynı bilirkişi gelmiş. Buradaki binlerce bindeki bir olasılığa işaret eden, haksızlığa işaret eden açıklamalar yapılmış ve tutup da siz bu kez de kendini savunan bir sanığa, haksızlığa uğrayan bir kimseye karşı bu kez de böyle bir dava açıyorsunuz. Ne oluyor peki orada duruşmada? En sonunda Temmuz ayını erteleniyor ve ön ödeme kapsamına alıyor. Eğer orada ön ödeme kapsamında bir ödeme gerçekleşecekse dava düşmüş olacak. Bununla birlikte orada kendini savunan İmamoğlu'na mahkemede söyledikleriyle ilgili bir kez daha suç duyurusunda bulunuyor. Yani Sayın İmamoğlu adeta duruşma salonunda konuşmasını bitirip de yerine oturmadan yeni bir soruşturmaya yönelik basın açıklaması oluyor. Her nasılsa hangi arada o duruşmanın dökümü getirilmiş, incelenmiş, soruşturma açılmış ve böyle bu yönde bir karar verilmiş. Peki, savunmasında ne diyor Sayın İmamoğlu? Biz de baktık. Diyor ki orada, yeni bir adil bir Türkiye vizyonu çiziyor, Türkiye'nin adalete ihtiyacı var diyor. Adil bir Türkiye olsun diyor. Bunun neresi suç? İnsanlar liyakatlarına göre işe alınsın diyor. Bunun neresi suç? Gazeteciler tutuklanmasın, özgürce yazsın diyor. Türkiye'nin en zengin yüzde 10'u yüzde 70'i topluyor diyor. Yüzde 90 ise yüzde 2'sini. Bu düzen değişmeli diyor. Yoksullukla mücadele edilmeli diyor. İşte esasında burada özetleyerek gidiyorum. Asıl korktuğu bu iktidarın Türkiye'ye ilişkin bu vizyon, Türkiye'ye ilişkin bu hayaller, yapılması gerekenler. Sayın İmamoğlu'nu susturmak için cezaevine koydunuz. Sustu mu? Susmadı. Susmayacak da. Bizler de doğruları söylemekten vazgeçmeyeceğiz. Halkın yararı neyse onu konuşmaya devam edeceğiz.
SKANDAL YARGILAMA: “SAVCILAR MECLİS’İN YERİNE GEÇİP KANUN YAZIYOR”
Kıymetli yurttaşlarımız, şimdi geçtiğimiz hafta itibariyle burada yürüyen duruşmalar ve savunmalar itibariyle gördüğümüz hukuksuzlukları ve skandalları sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Bakın bu dosyada bizim kanunumuzda kanunun uygulamasında yer almadığı şekilde ihale fesat, irtikap, rüşvet gibi suçlar, suçlamaları mevcut. Ve bu suçlamalarla ilgili de bir etkin pişmanlık maddesinin uygulanabilmesine olanak yok. Dava açıldığı tarih itibariyle. Yani zaten irtikap suçu için böyle bir şey dava açıldıktan sonra da yok. Rüşvet suçunda dava açılmadan önce ilgili rüşvet alan kişi pişman olup da bildirirse söz konusu. Diğer suçlamalarla ilgili de ihaleye ve fesat gibi suçlarla alakalı da böyle bir madde yok. Ben burada geçtiğimiz hafta yaptığım toplantıda dedim ki buradaki yargılamayı yapan ve soruşturmayı yapanlar adeta yeni bir ceza kanunu ve yeni bir ceza muhakemesi kanunu yapıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yerine geçiyor. Çünkü Ceza Kanununda yazan uygulama bu değil. Kanun koyucunun amacı bu değil. Ve ortada patır patır şunlar olmaya başladı. Duruşmaya gelen isimler daha önce itirafçı olmuşlar. Beni itirafçılığa zorladılar. Burada verdiğim beyan esastır diye açıklamalar yapıyorlar. Kim? Bunlardan biri Murat Kapki. Beni kandırdılar diyor. Savcıların zorlamasıyla itirafçı oldum diyor. Kim? Vedat Şahin isimli kişi. Avukatı diyor ki duruşmanın 14. Gününde. Müvekkilimin itirafçı ifadeleri baskı altında verildi. Tek samimi ifadesi 22 Mart 2025 tarihinde verdiği ifade. Şimdi bu avukatlar kim öyle ya? Cezaevinde kim gitmiş baskı yapmış? Adam kendisi de ifade ediyor, avukatı da ifade ediyor. İşte buralara bakıldığı zaman gerçek ortaya çıkar. İlginçtir. İtirafçı ifadesine zorlanan Vedat Şahin'in o zamanki avukatı İsmail Mirsat Albayrak bu dosyada beş kişinin avukatlığını sürdürmüş ve hepsi de etkin pişmanlıktan yararlanmış. Dolayısıyla bu isim ve arkasındaki kimseler etkin bir şekilde araştırmalıdır.
“HASAN AKGÜN VE AHMET ŞAHİN… İDDİANAMESİZ GEÇEN BİR YIL”
Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, Büyükçekmece Belediye Başkanımız Sayın Hasan Akgün bir yıldır içeride cezaevinde. Kendisiyle ilgili düzenlenen bir iddianame henüz yok. Bir yıldır öyle bekliyor cezaevinde. Hasan Akgün kim? Türkiye tarihinde rekor kırıp 7 kez üst üste belediye başkanı seçilen tek isim. Bu alanda başka bir isim yok. Dünyada da kendisinin rekorunu egale eden henüz bir isim yok bildiğimiz. Dolayısıyla bu kişinin yıllar içerisinde edindiği tecrübe, bu başarıları nasıl kazandığı, nasıl elde ettiği, Türkiye'nin şehircilik anlamında, depreme hazırlık anlamında bu kadar zor zamanlar geçirdiği bir dönemde tecrübelerinden yararlanması gerekirken bir yıldır hapiste ve hakkında bir iddianame yok. Kendisi tutuklandıktan sonra yerine belediye içerisinden bir başkan vekili seçildi. Kim? Ahmet Şahin. Bir süre sonra ne oldu? Ahmet Şahin de tutuklandı. Cezaevine kondu. Ahmet Şahin'in suçu ne dediğimizde burada 143 eylem var bu iddianamede. 143 eylem içerisinde nerede geçiyor, Ahmet Şahin ne yapmış dediğinizde baktığınızda doğru dürüst bir şey bulamıyorsunuz. Peki, nasıl bir suçlama var? Diyor ki, bakın aynen okuyorum. Örgütün Büyükçekmece'deki faaliyetlerini gerçekleştirmek üzere örgüt lideri tarafından Bakırköy Belediye Meclis üyesi olarak yerleştirilmiş. Ya adam Bakırköy Belediye Meclis üyesi değil. Büyükçekmece meclis üyesi. Daha onu bilmiyorsun. İddianameye de bunu yazmışsın. Bu kadar süredir tutuklu. Hakkında da bir suçlama yok. Somut gösterebildiğin bir suçlama yok. Bu kişiyi daha nasıl tutuyorsun cezaevinde sen? Bakırköy’le ne ilgisi var?
TÜM MİLLETİMİZ BİLSİN Kİ; SORUŞTURMALAR HİÇBİR ŞEY OLMASA DA KESİN BİR ŞEY OLMUŞTUR ŞÜPHESİYLE HAZIRLANMAKTADIR
Bir başka örnek. Şehide Zehra Keleş, sosyolog, Boğaziçi Üniversitesi'nde doktora öğrencisi. Pırıl pırıl bir genç. Buna ne diyorsun? Efendim bu örgüt üyesi, bu kapsamda iletişim kaydı var, HTS kaydı var. Kimle iletişim var? Kimseyle iletişim yok. Hangi veri verilmiş? Hangi uygulama? Hayata geçmeyen bir sistemden bahsediliyor, bir çalışmadan bahsediliyor. Dolayısıyla bu kişiyi sen nasıl içeride tutarsın? Bakın bir başka çarpıcı uygulama. Genel Sekreter yardımcısı Arif Gürkan Alpay. Ben diyorum ya burada savcılar kanun yazıyor. Sadece soruşturma yürütmüyorlar. Sadece yargılama yapmıyorlar. Kanun da yazıyorlar. Bir soruşturmada bir kimse gözaltına alındıktan sonra bakın Arif Gürkan Alpay gözaltına alınıyor. Kaç gün? 4 gün. 4 gün yatıyor. Mahkemeye sevk ediliyor, hakim serbest bırakıyor, adli kontrol kararı veriyor imza karşılığı. Bu kişi işinde çalışmaya devam ediyor. İmza atmaya devam ediyor. Bir yere kaçıyor mu? Yok. Üzerinden bir zaman geçiyor. İkinci kez o kişiyi bir kez daha gözaltına alıyorsun. Kaç gün? 4 gün. Bakın aynı soruşturma kapsamında. Kanunen yapabilir misin? Eğer bu kişi hakkında yeni delil çıksa bile ikinci gün 4 gün göz altıyı veremezsin. En fazla savcı ifadeye çağırır. Yapıyor mu? Yapıyor. Niye? Çünkü burada kanunu kendi yazıyorlar. Peki, nerede, nasıl bir suçlama var? Ne var kendisiyle ilgili? Diyor ki milyarlarca liralık kamu zararı var. Nerede bu? Hangi dosyada olmuş? Nasıl olmuş? Bunlar var mı? Yok.
Şimdi değerli arkadaşlar, üzerinden bu kadar zaman geçiyor somutlanabildiği hiçbir şey yok. Bir hususun daha tabii altını çizeyim. Burada yapılan uygulamayı ve yargılama o kadar ütopik, o kadar gerçek dışı ve böyle binlerce sayfa dosyanın, yüz binlerce sayfa ek klasörlerin, bu kadar sanığın bulunduğu bir ortamda bu kadar uzun duruşmalar, bu duruşmalar esnasında orada tutuklular günlerce ne yiyor biliyor musunuz? Aynı peynir ekmeği. Her öğlen peynir ekmek yiyorlar. Bunun da insan haklarına aykırı olduğunu, sağlığı etkileyen bir yaşam hakkı olduğunun da altını çizelim. Bu garip yargılamayı tezgahlayanlar bu küçük ayrıntıyı da düzenlemek zorundalar. Burada soruşturmalar tüm milletimiz bilsin ki hiçbir şey olmasa da kesin bir şey olmuştur şüphesiyle hazırlanmaktadır. Benden taraf olmazsan bertaraf olursun anlayışıyla da devam etmektedir. Bu iddianamenin ana aksı budur.
“MÜLKİYET HAKKINA SALDIRI VE İMAMOĞLU’NUN MAL VARLIĞINA EL KONULMASI”
Bir başka çarpıcı hukuksuzluğun altını çizeceğim. Bakın kanun falan dinleyen yok. Sanıklardan biri Mustafa Niyaz Sütlaç. Savcılık 5549 sayılı suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi hakkındaki kanuna göre resen mal varlığına el koyma kararı veriyor. Gerekçe de raporun olmadığı. Bunu da kanun der ki 24 saat içerisinde hakim onayına sunman lazım. Raporu gelecek. Şimdi değerli arkadaşlar, 24 saat içinde sunuyor mu? Sunmuyor. Ne zaman sunuyor? Üzerinden 3 ay, bir gün geçiyor 7 Haziran 2025 tarih Cumartesi günü bir onama kararı veriliyor. Şimdi bizim kanunumuza göre bir genel müsadere yasaktır. Gerçekten bir suç işlenmiş ve suçtan mütevellit bir mal varlığı varsa ona tedbiren el koyarsın, araştırırsın. Gerçekten mahkeme bu yönde bir karar verirse onun müsaderesine karar verebilirsin. Ancak insanların suç tarihlerinden çok önce edinilmiş mallarına, aileden miras gelen mallarına el koyamazsın. Bugün Sayın İmamoğlu ve ailesinin tüm mal varlığına el konmuştur. Halbuki bırakın Büyükşehir Belediye Başkanlığını Sayın İmamoğlu 2014'te Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu tarih itibariyle yapıp da devrettiği daire sayısı, villa sayısı, iş yeri sayısı yaklaşık 3.000'dir. Bunların hepsi kayıtlarda vardır. Dolayısıyla burada kanundan olmayan bir yetki kullanılmaktadır.
MATEMATİKSEL İMKANSIZLIK: “HAKİM SAATTE 1190 SAYFA MI OKUDU?”
Şimdi bir çarpıcı noktayı da, absürtlüğü de izah etmek istiyorum. Bu dosyadaki avukatların beyanlarına göre dosyanın ek klasörleri ile birlikte yaklaşık 400 bin sayfadan bahsediliyor. Bunun 200 bin sayfa üzeri olduğu yönünde beyanlar da var tutanaklara geçen. Bakın şöyle hesap edin. İster 400 bin olsun, ister 200 bin olsun. 11 Kasım'da mahkemeye gönderilen bir iddianame ve ek klasörler. Buna 25 Kasım'da mahkeme kabul kararı veriyor 14 günlük bir sürede. Hesap ettik ilgili hakimler 24 saat esasına göre hiç yemek yemese, hiç uyumasa, hiç başka bir iş yapmasa saatte 1190 sayfa okunması demek. Bu mümkün mü? Mümkün değil. İşte soruşturmanın ve yargılamanın absürtlüğünü gösteren önemli başlıklardan biri de bu. Hangi birini anlatalım onlarca, yüzlerce zaman kalmaz. Bir tane daha söyleyelim. Ceza Muhakemesi Kanunu 134/2. Bir kimsenin evinde arama yaparsan ve dijital materyallere el koyarsan bir örneğini o kişiye vermek zorundasın. Vermiş mi dosyada? Vermemiş. O zaman Yargıtay’ın 16 ceza dairesi ve 3 ceza dairesinin yerleşmiş içtihatları vardır. O delilleri, o evrakları, dijital metalleri dosyadan çıkarman lazım. Çıkarıyorlar mı, çıkarmıyorlar? Çünkü burada herkes kafasına göre iş yapıyor.
SAVUNMA HAKKINA SALDIRI: AVUKAT MEHMET PEHLİVAN VE BAROLARIN TEPKİSİ
Kıymetli yurttaşlarımız, avukat Mehmet Pehlivan'ın durumu, hakkındaki suçlama evlere şenlik. Bir avukatın kendi müvekkilliğini yapması, savunurken yapması gereken araştırma, hazırlık, inceleme, koordinasyon, tüm bunları suç unsuru olarak gönderilmiş, örgüt üyesi olarak gösterilmiş. Allah aşkına kıymetli yurttaşlarımız, bir avukat bu kadar ağır suçlama altında ise bu ülkedeki Türkiye Barolar Birliği ve Yönetimi ve 56 baro bu konuda madem bu kadar aleyhine delil var ne diye açıklama yapsın? Bu sahiplenme bir mesleği sahiplenmedir. Mehmet Pehlivan'a özel değildir. Burada savunma hakkının kutsallığına saldırı vardır. Yine avukatlık kanununun 58. maddesi açıktır. Soruşturma izni alınması lazım. Alınmış mı? O da alınmamış.
DİLEK İMAMOĞLU’NUN AİLESİNE YÖNELİK ZULÜM
Kıymetli yurttaşlarımız, tabii say say bitmez. Sayın Dilek İmamoğlu'nun iki abisi bu dosya kapsamında soruşturmalar kapsamında tutuklandı. Cevat Kaya bir diğer abisi bu dosyada sanık olarak gösteriliyor. Bu kadar binlerce sayfalık iddianamede somutlaşmış 143 eylem içerisinde tek bir eylemi yoktur, gösterilememiştir. Hakkında 2,5 sayfalık bir yazı vardır. Dedikodulardan ibarettir. Bir suç isnadı söz konusu değildir. Yazıktır böyle darbe dönemlerini geçen onlardan daha berbat, daha acınası bir yargılama sürecinden bahsediyoruz. Tüm aile bir şekilde cezalandırılıyor. Medya A.Ş'nin eski Genel Müdürü İpek Elif Atayman. Bunu gönderiyorsunuz buradan Afyon'a. Usul ekonomisine uygun mu? Değil. Daha fazla eziyet olsun. Kendi gittiği tarih itibariyle Afyon'da 23 tutuklu var kendisiyle birlikte. 22'si tahliye oldu. Kendisi dışındaki tutuklu ve hükümlüler neyden hükümlü diye baktığınızda uyuşturucu, gasp, cinayet, yaralama gibi suçlar. Niye? Çünkü bu suçların bir kısmını, önemli kısmını cezaevlerinde yer kalmadı diye bu iktidar erken tahliye yolunu açtı. Çünkü cezaevleri taşıyor. 400 binin üzerine çıktı. Ve bu kimseyle ilgili bakın suçlamalardan biri 2024 tarihine ait. 2021'de emekli olmuş. 2 yıl genel müdürlük yapmış. 2024'e ilişkin bir suçlama söz konusu. Yani bunları say say bitmez. Ne kadar haksız hukuksuz yapıldığının ispatı. Zaman itibariyle hepsinden bahsedemiyorum her toplantıda ama muhakkak belli başlı isimlere değineceğim.
YOLSUZLUK ENDEKSİNDE BÜYÜK ÇÖKÜŞ VE BELGEYE DAYALI SUÇ DUYURULARI
Ve bu davalara ilişkin çeşitli araştırmalar önümüze geliyor. Yine geçtiğimiz günlerde partimize ulaşan bir araştırmaya göre Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yönelik soruşturmalara, yolsuzluklara, bu iddialarla ilgili kanaatiniz ne dediğinizde katılımcıların yüzde 61'i iddialara katılmıyorum, siyasi amaçlıdır diyor. Yüzde 15'i fikrim yok diyor. Sadece yüzde 23'ü yolsuzluk ve usulsüzlük olduğuna inanıyor. Adalete güvenin yüzde 18'e kadar düştüğü bir Türkiye gerçeği. İnsanlar biliyor ki bu ülkede adalet iktidara göre, onun siyasi amaçlarına göre işliyor. Şimdi bu kadar yolsuzluk, bu kadar rüşvet iddiasıyla suçlayan bir iktidar, çeyrek yüzyıl önce gelmiş bir iktidar, bu iktidar döneminde olmayan yolsuzluk tipi kalmadı.
Ben size şimdi buradan bazı rakamlar vereceğim. Biz bu iktidar döneminde yolsuzluk endeksinde 54. sıradan 96. sıraya geriledik. Bu iktidar döneminde kamu ihale kanunu 206 kez değiştirildi ve adrese teslim ihaleler yapıldı. Bu iktidar döneminde Sayıştay'ın gücünü zayıflattılar. Denetimi zorlaştırdılar. Ülke kaynakları yok pahasına özelleştirme adı altında peşkeş çekildi. Kamu zararı oluşturuldu. Bugün Türkiye yolsuzluk skorunda 182 ülke içerisinde 124. sırada. Uluslararası şeffaflık örgütünün 2025 yılı yolsuzluk algı endeksinde 17 basamak geriledik 31 puan daha düşerek. Endekste Cibuti gibi, Moğolistan gibi, Nijer gibi ülkelerle aynı sıradayız. Biz bu iktidardan devraldığımız belediyelerde çok sayıda delilli ispatlı yolsuzluklara ilişkin suç duyurusunda bulunduk. Hiçbir şey olmadı. Belediyeyi kaybedeceği yerlerde seçime çok yakın tarihte 31 Mart 2024 tarihinde çok yakın tarihlerde ballı ihaleler yapılan yerlere ilişkin bildirimler yaptık. Tuzla'da, Üsküdar'da, Çekmeköy'de, Eyüp Sultan'da, Beykoz'da. Hiçbir şey olmadı.
BELGELİ YOLSUZLUKLAR: “600 BİN DOLARLIK HELİKOPTERİ 600 BİN LİRAYA SATTILAR”
Şimdi geçtiğimiz günlerde Genel Başkan Yardımcımız Deniz Yavuz Yılmaz, AK Parti dönemi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki belgeli helikopter hırsızlığını, yolsuzluğunu anlattı. Düşünün 600 bin dolara alınan helikopter 600 bin liraya satılıyor. Bunlara ilişkin bir işlem var mı? Bakın Aydın Şehir Hastanesi 2020 Eylül'de ihalesi açılıyor. Deniyor ki 976 milyon TL olarak açılıyor. Aradan 6 yıl geçiyor. İhale yapılıyor mu? Yapılmıyor. Kime vermişler? Kolin İnşaat Zey Yapı. 2023'te ikmal ihalesi yapıyorlar farklı bedellerle. Özetle bugün geldiğimizde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yayınlanan bültenin Ocak 2026 yatırım büyüklüğünün 65.5 milyar lira olarak açıklamış. 66 katına çıkmış. Ya 1,5 milyar dolara hastane mi olur? Bir başka örnek; cumhurbaşkanı adayımıza çete lideri deme cüretini gösteren Taş Yapının sahibi nereyi almış? Aksaray Ulukışla Yenice yüksek standartlı demiryolu hattı 3. etap ihalesi 2020 yılı. Yapabilmiş mi? Yapamamış. Aynı projeyi 2025 yılında aynı isme bir daha vermişler. Ne kadar? 48 milyar TL. 1 milyar doların üzerinde. Arapsaçına dönen, kamu zararı çıkan bir ihale süreci de İzmir - Ankara hızlı tren projesi. Bakın, 2011 yılında ihaleye açılıyor. 1000 günde bitecek deniyor. Bugün hala bitmiş değil. 2026 yılı sonunda proje bedeli 101 milyar 487 milyon liraya ulaşacak. Hep yandaş firmalar. Yapamayanı ödüllendirip bir daha aynı firmalara daha yüksek bedellerde veriliyor.
Ve burada kıymetli yurttaşlarım, 1080 gün yani 3 yılda bitirilecek bir iş, bugün geldiğinde 13 yıl oldu hala kara delik gibi para akıtılıyor. Bu örnekler say say bitmez değerli arkadaşlar, kıymetli yurttaşlarımız.
Biz buradan bir kez daha ifade edelim. Biz seçilmiş iradenin yanındayız. Halk iradesine saygı göstermek zorundadır iktidar. İktidar ve Tayyip Erdoğan milli iradeyi ancak kendisi kazandığı yerde tanımaktadır. Biz gerçekleri halkımızla paylaşmaya devam edeceğiz. Arkadaşlarımızla dayanışmaya devam edeceğiz. Mücadeleye devam edeceğiz. Elbet Türkiye'yi hak ettiği güzel günlerle buluşturacağız.
Katıldığınız için teşekkür ediyorum. Sağ olun.
29.10.2023
29.10.2023
29.10.2023
28.10.2023
28.10.2023
27.10.2023
25.10.2023